Ölüm Haberi


Galiba son günlerde kafayı iyice ölüme taktım. Bilmiyorum nereden estiyse, sürekli ölümden bahsetmek istiyorum. Canciğer bir dostumun kardeşinin ölümünden etkilendim sanırım. Hiçbir ölüm ve ölüm haberinden bu kadar etkilendiğimi hatırlamıyorum. Zor, hem de çok zor...
Siz, evet siz! Hiç beklemediğiniz bir an da, hiç beklemediğiniz bir zaman da, ölüm sessizce gelip de yanı başınızdan birini götürdü mü? 
Hani öyle yıllarca hasta, yatalak olup da aylarca, yıllarca yatan ve sonra da ebediyete göçüp gidenler değil benim bahsettiğim. Yanınızda sapasağlam dururken,  muhtemelen birkaç saat önce gülüp sohbet ederken, daha yapacağı birçok işi, hayattan beklentileri, arzu, istek ve talepleri varken, birden ama birden yanınızdan kaydı mı sevdiğiniz bir insan? 
Belki de bir kaç gece, gün ya da bir kaç saat önce, onunla telefonda sohbet etmişti. Gülmek ve güldürebilmek, mutlu etmek için bir takım espriler yapmıştı. Bir kaç gün sonra yapacaklarını anlatıyordu sana. Uzun süredir tatile gitmek istediği bir yer olduğunu söylemişti. Oraya gidecekti ileride... Bankada biriktirdiği parasını çekecekti. Ayağına yeni bir ayakkabı alacaktı. Tıraş olacaktı. Telefonu kapattığında “Vay be adama bak ya! Her şeyi, ama her şeyi düşünmüş” dersiniz. Belki içinizden imrenirsiniz. “Her şeyi hesabını kitabını iyi yapmış” diye bilirsiniz. Bir şey hariç.. Bir şeyin hesabını yapamamıştı. Ölüm! Evet, ölüm hiç ama hiç aklına bile gelmemişti.
Belki telefonu kapattıktan sonra gizli bir hayranlık ve imrenmenin sonucunda biraz müteessir olursunuz. Hani insanın içinden huzursuz olur, duygusal ve düşünceli olur ya!. Yüreğin sürekli kuş gibi kanatlanıp çıkmak ister dışarıya! İşte öyle! Âmâ bir anlam veremezsiniz olanlara. Öyle olunur, ancak yaşayan bilir.
O gece de geç vakit, sevdiğim bir arkadaş telefon açtı, sevindim, daha önce onunla uzun gece muhabbetlerimiz olmuştu. Yine öyle olacak diye umuyordum. Ancak bugün öyle olmadı, sesi titrekti, hatta ağlamaklıydı. Huzursuz oldum. Benim de içime bir sıkıntı düştü. Ürkek, fısıltılı sesiyle gencecik bir kardeşinin trafik kazası geçirdiğini söyledi. “Öldü mü?” dedim. "Yok” dedi. 
 Bir kere huzursuzluk baş göstermişti. Rahat edemiyordum. Uyumak ne mümkün. Yatağın içinde kıvranıp duruyordum. Her an gözüm telefonda, kulağım telefon zil sesindeydi. Sanki olumsuz bir habere kendimi alıştırıyordum. Galiba şartlandırmıştım kendimi.
Birden telefon çaldı. “İşte” dedim. “Olan oldu, korktuğum başıma geldi.” 
Özellikle akşamları belli bir saatten sonra telefon veya kapı çalmışsa “Hayır olsun” derdim. Anlamsız gelirdi bana ama nedense artık olumsuz bir habere kaptırmıştım kendimi. Birden sık sık çalan telefon, her zaman öten o ses,  sanki bu defa farklıydı. Açmaya korkuyordum an da telefondaki ses, sanki bana olumsuz bir haber verecekti. Hissettim. Hissediyordum. Ve... Artık sözün bittiği yerdi.
Tüm cesaretimi toplayıp ahizeyi kulağıma götürdüm. Malum “Korkunun ecele faydası yoktu.” Telefondaki sevdiğim canciğer arkadaşımdı.  Korktuğum başıma gelmişti.  O acı haberi nihayet söyledi. Kardeşi vefat etmişti. Yıkıldım o an, ne yapacağımı bilemiyordum. Hiç böyle bir haber almamıştım. 
İnanın o an da üzülemiyorsun donup kalıyorsun, şaşıramıyorsun bomboş gözlerle bir noktaya kilitlenip kalıyorsun, ağlayamıyorsun çünkü göz pınarlarından yaş namına hiçbir ıslaklık göremiyorsun... O an da dünya duruyor. Başın dönüyor, dünya dönüyor... Her taraf sarımtırak bir hal alıyor. Her şey bitti gibi geliyor insana. Yaslandığın koca dağlar bir an da tuz buz oluyor. Yer yarılıyor da içinden bilinmeyen uçurumlara doğru kayıp gidiyorsun. Ne kadar zor ölüm haberi almak. Ani ölüm haberleri insanı anlamı tarifsiz duygu ve düşüncelere gark ediyor.
 Öyle veya böyle ölen ölüyor. Geride kalanlar yaşıyor. Onlar için hayat devam ediyor. Maalesef dostlar, koskoca dünya ne senin için, ne benim için, ne de ölen için durmuyor. 
Her şey devam ediyor. Hayat devam ediyor. Belki zamanla acı içine oturuyor. Şimdiye kadar yaşayanlar nasıl acıyı içlerine gömüp yaşamışlarsa, bundan sonra yaşayacaklar da zor olsa da acı ve ıstırabı içlerine gömerek yaşayacaklardır. Yaşamak zorundalar... 
Hiç bir zaman unutulmuyor yaşanılanlar, yaşatılanlar.. 
Sadece yaşanılanların belki üstünü kapatıyorsun ya da kapatmaya çalışıyorsun.
Tabi yaşayanlar için... Geride kalanlar için...  
Ama gerçek olan bir şey var ki; Ölüm haberini almak, vermek kadar zormuş meğerse. Ölüm haberini alan bu kadar perişan, biçare ve harap oluyorsa; Allah bilir ölüm haberini veren kişi, neler çekiyordur. Zor velhasıl, ölüm haberi almakta, vermekte...
Ne yaparsınız, bu da hayattan kesitler ve gerçekler olsa gerek.

Kerim BAYDAK
kbaydak61-artan@hotmail.com
 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
14Haz

Oradan, Buradan

07Haz

Gel De Sevme!

01Haz

Arzulanır Su, Toprak Ve Dağlar

25May

Ölüm Haberi

10May

Yeni Bir Gün, Hafta Ve Ay!